Elementlerin Kısır Döngüsü

-Toprak yaratır ve kimseye yaranamaz. Toprağı kirletmek en kolay olanlardır. Zira mütevazidir ve “ben yarattım” diye dolaşmaz ortalıkta.
-Hava dönüştürür. Var olanı çoğaltır ya da söndürür. Kıymeti bilinmez yine. Görünmezdir, en fazla sesi duyulur. Onu da kirletmek zor olmaz.
-Su yaratır. En büyük ihtiyaçtır, yokluğunda hayat olmaz ama yine de onu kirletmek kolaydır. Hatta bir döngü bize kirlerden kurtulanın yolunun, onu olduğunu öğretmiştir.
-Ateş sadece dönüştürür. Ama en saygı duyulandır. İnsan en büyük korkusu olan, dış çevreden emin olmak için ateşi kullanmıştır. Ateşin esas işi ise insanı dönüştürmektir. Tabii bu gözden kaçar. ilkel benlik sadece güvende hissetmek için ateşi yeterli bulur. Dönüşmek için içinde biriktirdiklerini eritmesine gerek duymaz.

Bu elementler döngüsünde sadece hazır olanlar; korkularına göğüs gerip, içlerinde olanları dönüştürebilir. Diğerleri de kirletmek için yaşamanın peşindedir. Yangınlara hazır olanlar, gidilecek son noktayı görebilir.

Türklerin tarihte büyük icadı nedir? Not: Davul fırın değil..!

Türklerin tarihte en büyük icadı: Sürat kavramını bulmalarıdır. Milattan önce 2500- 3000 yılları arasında atı ilk kez evcilleştirmek o zamana kadar var olan sürat kavramını temelden değiştirmiştir. Bu alanda bir sonraki ilk devrim için 2900 yıldan fazla beklemek gerekti. Bundan sonraki ilk devrim, MÖ. 71 ‘de Romalı bir asker-habercinin topallayan atların toynağına demirden -ayakkabı- geçirme fikri ile oluşmuştur. O devre kadar atlar evcilleşmiş olsalar da her zaman ve zeminde başarıyla koşamıyorlardı. Sakatlanan o at dahiyane olan o metal toynak kabına ulaşmasa biz de şu an bilmem kaç Gbyte olan internet hızımıza ulaşamazdık.
O devride o romalı asker kimlerden kaçmak için sakatlanan atına nal çaktı bilinmez ama bu buluş ile dünyayı çok dana kullanışlı kılmıştır. Bunun bir benzeri ve yakın tarihlisi Yenidünya ‘da önce posta arabaları ağı ile sonra da demir yolu bağını kurarak yaşandı. Uzaklıklar arasında sabit zamanlar oluşturabilme fikri kabul görür olunca daha güvende hissettik kendimizi…
Aslında gerek var mıydı bunu düşünmek gerek!? Zaten hep güvende değil miydik ve zaten yeterince korunup sevilmedik mi? Öyle mi sevilmedik mi de bunca korkuyu besledik. Hepsinden vazgeçmek için uygun anda mıyız biz ona bakalım. Sistemin nasıl çalıştığına değil, işe yaramasına bakalım ve sık sık makara yapalım 🙂

Boş laflara çok bağımlıyız

Bir çok insanın tersine bazı insanlar vardır ki gerçekten tükenmez hazine denen şeye sahiplerdir. O hazine -daha Türkçe- bir tabiri ne yazık ki olmayan KANAATKARLIKTIR. Bütün bu bilmem kaç tane ekolden oluşan kişisel gelişim anlatılarının hepsinde, özetle bir kaç kelime yani kavram anlatılır. Ama bu bir kaç kavramı anlatmak için 330 sayfa * 120 kelime dizgide olmak zorundadır. Duyguyu karşıya geçirmek için bu kadar uzun konuşmak zorunda mıyız? Şöyle desek olmaz mı? Fark et (yakala kendini iş üstünde), kabul et (bu kadar da boktan bir tarafın olduğuna inan), devam et ( bu kabulle de kendini sevebilecek, kendine katlanabilecek kadar cesur ol), Anda ol (yaptığın ne varsa zihnini içine katmadan yapacak kadar cesur ol. Zihin olmadan yaşamak ciddi cesaret ister) ….
Gördünüz mü tek kelime ile ben de anlatamadım. 🙂 Demek daha konuşacak bir sürü boş şeyim var 🙂 Boş şeyler dinlemek isteyenler tepki verebilir. 🙂

Şükretmek ve Gülümsemek

Şükretmek Nedir?
Şükür ve Teşekkür aynı kökten gelir. Kendine yapılan iyiliğe teşekkür etmeye bilmeyen, şükretmeyi de bilmez… Şükretmek ile ilgili bilinen en yanlış şeylerden biri; şükretmek için Tanrı’ ya inanma zorunluluğudur. Bir Tanrı yok da deseniz, bir çok yol size şükretmeyi öğütler.

Neden mi? Şükrün bir frekansı vardır ve bu yaratıcı bir frekanstır.
En kolay ve etkili şükürlerden biri de gülümsemektir. Gülümseyen kişi olduğu halde razı ve müteşekkirdir. Şükretmek için daha komplike şeyler bekleyenler ya da şükretmenin daha karışık yollarını arayıp, mum yakanlar, kendinizi yormayın. Olduğunuz Meksika açmazında gülümsemeyi başarın yeter.
Dünya da sevecek, anlamlı, size değer katan bir şey bulamadınızsa ve hala arıyorsanız bu şeyleri, gülümsemeyi bırakalı ne kadar oldu ona bakın.
Yeni doğmuş gibi gülümseyebiliyorsanız size kurşun işlemez. 🙂